Hoşgeldin Alemgezer,
Burada göreceğin diyar, kendi kâinatının yabancı bir menzili değildir. Oro, senin âlemindeki zihinlerin döküntülerinden yoğrulmuş bir külliyattır. İnsan hafızasının kırık aynaları, rüyalardan artakalan tortular, unutulmuş şehvetler ve terk edilmiş dualar burada ete kemiğe bürünür.
Hani denir ya: “Fantazya, gerçeğin hayal perdesidir.” Lâkin sorarım sana: Bir şeyin yalnızca yansıması böyle tuhaf, böyle kasvetli, böyle ucube olabiliyorsa, onun aslı ne kadar usturuplu, ne kadar muteber olabilir? Eğer gölge eğriyse, sahibinin gövdesi büsbütün yamuk değil midir?
Oro denilen bu âlem, işte böylesi bir paradoksun çocuğudur. Zihinlerimizin artıklarından inşâ olmuş bir mabed-i mezbele; hem çöplük, hem de tapınak. Fantastik diye anılır, lakin aslında senin içindeki hakikatin sızıntısıdır. Burası düşlerin mezar taşı, hakikatlerinse grotesk bir temsîlidir.
Adım attığında göreceksin: Çöller uykusuz gecelerin terinden yaratılmıştır, şehirler unutulan sevgilerin harabelerinden. Tanrılar bile yalnızca zihninle boğuştuğun çelişkilerin putlaşmış hâlidir.
Ve işte buradasın yolcu, aynaya bakar gibi Oro’ya bakmaktasın. Fakat bil ki bu ayna düz değildir; çatlamış, eğrilmiş, kanla ve is ile boyanmıştır. Ne kadar bakarsan bak, aslında kendine bakıyor olacaksın.
Bir Cevap Yazın