​Dermançöl’ün ali menfaatleri, zahirde Melik Davo’nun “Sedd-i Derman” ile kurduğu cizye tuzağına ve şehzade Tospikhan’ın harladığı fetih ateşine bağlı görünse de; devletin omurgasını kemiren asıl maraz, kışlaların derinliklerinde filizlenmektedir. Zira surların taşları soğuk, siyasetin dili kaypaktır; lakin ordunun yeni neferleri olan o yeşil derili mahlukatın nefesi, cehennemin kükürtlü rüzgarı gibi sıcaktır.

Fıtrat-ı Mahlukat: Yaşruk ve Yavşuk Taifesi

​Evvela, “Nefer” sıfatı yakıştırılan bu hilkat garibelerini tanımak elzemdir. Kuzeyin Taşsürek sahillerinden getirilen Yaşruklar; insan suretinden azade, derileri bataklık yosunu gibi nefti ve sert, boyları iki adam boyunda, alt çenelerinden burunlarına dek uzanan sararmış azılarıyla yürüyen birer felakettir. Akılları kıt, pazıları ise çeliktendir. Lakin bu devlerin gölgesinde yaşayan, onlarla adeta et ile tırnak gibi bütünleşmiş bir de “Yavşuk” taifesi vardır ki, şerri cüssesinden büyüktür.

​Bu Yavşuklar; Yaşrukların diz kapağına ancak gelen, sıska, kemikli, derileri soluk bir toprak renginde, gözleri fıldır fıldır dönen, hırsızlığa ve kurnazlığa meyyal yaratıklardır. Yaşruk ne kadar hantal ve kaba ise, Yavşuk o kadar çevik ve sinsidir. Muharebe meydanında Yaşrukların sırtında taşınan, onların silahlarını yağlayan, artıklarıyla beslenen bu parazit kavim, şimdi Dermançöl’ün nizami ordusunun bir parçası kılınmıştır.

Azman Ocakları’nın Tesisi ve İstihale Dönüşüm Süreci

​Dermançöl erkanı, bu başıbozuk sürüyü nizami orduya katmak için “Azman Ocakları” namında, tarihin görmediği gaddarlıkta bir terbiye müessesesi kurmuştur. Bir Yaşruk’un kabile reisinin eteğinden koparılıp, Dermançöl’ün kulu haline getirilmesi, üç safhalı ve kanlı bir istihale sürecidir:

  1. Tıraş-ı Vahşet: Kabilelerinden koparılan Yaşruklar ve Yavşuklar, evvela domuz ahırlarını andıran havuzlarda, derilerindeki asırlık yosun ve balçık kokusu çıkana dek sodalı sularla yıkanır. Kabile aidiyetini simgeleyen kemik kolyeler, totemler ve saç örgüleri zorla sökülüp atılır. Bu esnada direnenlerin başları, ibret-i alem için oracıkta vurulur. Amaç, hafızayı silip yerine boş bir levha koymaktır.
  2. Cebr-i Kuşam: Fıtraten çıplaklığa veya postlara alışkın bu devlere, Dermançöl’ün o kasvetli, gri ve siyah renkli, üzeri metal plakalarla güçlendirilmiş “Zırh-ı Hümayun”ları giydirilir. Yaşruklar, üzerlerine çivilenen bu zırhların içinde, derisi yüzülmüş gibi ıstırap çekerler. Zırh, artık onların ikinci derisidir; çıkarmaları yasaktır. Yavşuklar ise, üzerlerine bol gelen deri ceketler ve meşin başlıklarla, adeta sirk maymunlarına benzetilirler.
  3. Mide Terbiyesi: En mühim safha budur. Dermançöl, Yaşrukların sadakatinin midesinden geçtiğini çözmüştür. “Kazan-ı Şerif” denilen devasa kazanlarda, sırf onlar için bol yağlı, kemikli etler ve ağır bulamaçlar kaynatılır. “Haşmetşah Çok Yaşa!” diyene bir kepçe fazla verilir. Böylece, açlık ile terbiye edilen vahşi, karnını doyuran ele köpek gibi bağlanır.

Ocakların Taksimatı ve Askeri Sınıflar

​Azman Ocakları, bu mahlukatın fıtrati kabiliyetlerine göre muhtelif “Orta”lara ayrılmıştır. Her biri, Dermançöl’ün karanlık emellerine hizmet eden birer ölüm makinesidir:

  • Zırh-Şiken Ortası: Bunlar, Yaşrukların en iri ve en gözü dönmüşlerinden seçilir. Ellerinle ne kılıç ne de kalkan verilir; onlara devasa balyozlar ve ucu çivili tomruklar teslim edilir. Vazifeleri, düşman safının en önüne, aman vermeden dalmak ve çelik, et, kemik ayırt etmeksizin önlerine geleni ezip geçmektir. Bunlar, yürüyen birer kuşatma makinesidir.
  • Barut-Hâr Taifesi: Barut kokusunu misk-i amberden üstün tutan Yaşruklardır. Sırtlarında taşıdıkları, normal bir askerin kaldırmaya gücünün yetmeyeceği devasa humbaralar ile düşmana ölüm kusarlar. Lakin nişancılıkları kıttır; dost-düşman ayırmadan ateş ederler. Çoğu zaman kendi ellerinde patlayan namlularla can verirler ki, Dermançöl zabitleri için bu “zayiat-ı makul” sayılır.
  • Lağımcı Yavşuklar ve Fitilci Veletler: İşte Yavşukların sahne aldığı yer burasıdır. Cüsselerinin küçüklüğü sebebiyle, düşman surlarının altına tünel kazmak, lağımlara patlayıcı yerleştirmek ve en tehlikeli, en dar deliklere girmek bunların vazifesidir. Bellerine bağlanan patlayıcılarla intihar dalışı yaptırılan “Can-Feda Yavşukları” ise, ocağın en acıklı manzarasıdır. Bir kepçe fazladan çorba vaadiyle ölüme koşan bu sefil mahlukatın çığlıkları, muharebe meydanını inletir.

Hülasa-i Kelam

​Bugün Sürtünkaya ovalarında Dermançöl sancağı altında yürüyen bu “Azman Ordusu”, dışarıdan bakıldığında muazzam bir kudret, içeriden bakıldığında ise pimi çekilmiş bir nartapu büyüsüdür. Zira Yaşruklar, o dar üniformaların içinde terlemekte, dişlerini gıcırdatmakta ve o eski, vahşi özgürlüklerinin rüyasını görmektedirler. Yavşuklar ise efendilerinin fısıltılarını, o sinsi kulaklarıyla dinlemekte ve her an bir hıyanet planı yapmaktadırlar.

​Dermançöl, vahşeti nizam altına aldığını sanmaktadır. Lakin tarih bize öğretmiştir ki; zincire vurulan canavar, zinciri kırdığı an, ilk olarak sahibini parçalar. Azman Ocakları’nın kazanları kaynamakta, lakin pişen yemek değil, yaklaşan bir isyanın kanlı kokusudur.