Görümcek
Önümde duran bu parşömenler, dostum Voli’nin titreyen eliyle, meşale ışığında ve muhtemelen ölümün nefesini ensesinde hissederek aldığı notlardan ibarettir. Satır aralarındaki mürekkep lekelerine, Küfkent’in altındaki o melun dehlizlerin çamuru ve ağların yapışkan şiresi karışmıştır. Ben, İsimur; bu dağınık ve dehşetengiz müşahadeleri, Oro topraklarında gezinen gafillere bir ikaz, cesurlara ise bir pusula olsun diye nizamî bir kayda döküyorum. Zira aşağıda tasvir edilen mahluk, sadece et ve kemikten müteşekkil bir canavar değil; cemiyetin, ailenin ve güvenin çürümüş bir aks-i sedasıdır. Avamın lisanında ona “Görümcek” denir. Lakin biz ona “Fitnenin Sekiz Bacaklı Gelini” adını vereceğiz.
Görümcek’in Mahiyeti ve Teferruatlı Tasviri
Küfkent’in, o rutubet ve küf kokan sokaklarının altında, şehrin kanalizasyonları ile kadim harabelerin birbirine karıştığı dehlizlerde, Oro evreninin en sinsi avcısı ikamet eder.
Tarihçelerimiz, Vefad Dağı’ndaki “Uğursuz Portal” yarıldığında bu topraklara sayısız musibetin saçıldığını yazar. Görümcek, bu musibetlerin en zekisidir. O, Erden’de bir vakitler “Sözün ve Fitnenin Tanrıçası” olarak bilinen bir varlığın yozlaşmış, parazitik bir yansımasıdır. Küfkent’e ilk vardığında, bir bedeni yoktu. Şehrin dedikodularını rüzgâr gibi dinledi, en zehirli, en geveze dili buldu ve o kadının kulağından içeri süzüldü. Ve o gece, o masum beden, bir kabusa dönüştü.
Voli’nin tasvirlerine göre mahluk, iki ayrı dünyanın grotesque bir birleşimidir. Belden yukarısı, bir zamanlar ele geçirdiği o talihsiz kadının suretini muhafaza eder. Başında, kenarları titizlikle işlenmiş, ipekten, mor ve altın rengi bir oyalı yazma bulunur. Bu yazma, yüzünün yarısını gölgelese de, o zehir sarısı gözlerindeki nefreti gizleyemez. Boynunda ve göğsünde, şaşalı düğünlerde takılan türden ağır altın gerdanlıklar sarkar.
Lakin belden aşağısı, tabiatın tüm kanunlarına hakarettir. İnsani gövde, şişmiş, mor tüylerle kaplı ve boğum boğum olmuş devasa bir örümcek karnına bağlanır. Sekiz adet sivri ve kıllı bacak, dehlizlerin tavanında sessizce hareket etmesini sağlar. Her bir adımı, o devasa cüssesine rağmen ölümcül bir sessizliktedir.
Avlanma Usulü ve Yuvası:
Görümcek, kurbanlarını fiziksel gücüyle değil, beşeri zaaflarıyla avlar. Yuvası olan dehlizler, normal örümcek ağlarıyla değil, altın tozu karıştırılmış salgılarla örülüdür. Meşale ışığında bu ağlar, bir hazine odası gibi parlar. Lakin dikkatli gözler, o ışıltılı kozaların içinde çürümekte olan insan siluetlerini seçebilir.
Bu mahluk, şehrin altına yerleştiğinde, yukarıdaki hayatı zehirlemeye başlar. Komşuyu komşuya, kardeşi kardeşe düşürür. Fısıltıları, su borularından, baca deliklerinden evlerin içine sızar. Bir şehirde sebepsiz kavgalar artıyor, boşanmalar çoğalıyor ve insanlar cinnet geçiriyorsa, bilin ki altlarında semiren bir Görümcek vardır. O, yukarıdaki kaosla beslenir; insanlar birbirini yedikçe, o aşağıda güçlenir, karnı şişer ve ağlarını daha geniş bir alana yayar.
Voli’nin notlarının sonuna düştüğü şu ifade, durumun vahametini özetler niteliktedir:
“Onunla dövüşürken kılıcımı kaldıramadım İsimur. Zira karşımda, yıllar evvel toprağa verdiğim anamın suretini gördüm. Bana ‘Sütüm sana helal değildir evlat, indir o demiri’ dediğini duydum. Eğer yanımdaki sihirdar o oyungörüyü bozmasaydı, şimdi ben de o altın ağların içinde kurumuş bir koza olacaktım.”
Hülasa; Görümcek, Oro’nun karanlık köşelerinde, sadece bedenleri değil, beşerin harcını da yiyip bitiren bir kanserdir. Onu avlamak isteyenler, çelik zırhlardan ziyade, sarsılmaz bir irade ve birbirlerine duydukları güveni kuşanmalıdır. Aksi takdirde, o dehlizlerden geriye sadece altın bileziklerin şıngırtısı ve yarım kalmış dualar kalacaktır.
Voli’nin notlarına binaen, bu mahlukla karşılaşacak bedbahtların evvele şu beş hayati hususu idrak etmeleri, canlarını muhafaza etmeleri adına elzemdir:
Mahlukun Beş Alamet-i Farikası ve Cengaverlere İkazlar
- Gıda-yı Nifak: Bu mahluk, kılıç darbeleriyle kanasa dahi, etrafındaki manevi çürümeyle iyileşir. Voli’nin kaydına göre; muharebe esnasında yoldaşlar birbirine şüpheyle bakar, ağızlarından kem bir söz çıkar yahut aralarında bir niza baş gösterirse, Görümcek’in yaraları derhal kapanmaktadır. Onun en büyük gıdası dedikodu ve fitnedir. Ona karşı savaşın ilk kuralı, sükûtu ve sadakati muhafaza etmektir.
- Sıla-i Rahim Serabı: Kollarında taşıdığı ve her biri bir servet değerinde olan o altın bilezikler, sadece süs değildir. Onları birbirine vurarak çıkardığı ritmik şıngırtı, zihinleri bulandıran bir efsundur. Bu sesi duyan ve iradesi zayıf düşenler, karşılarında bir canavar değil; bilakis çok sevdikleri bir halayı, yengeyi yahut teyzeyi görürler. Kurban, bu “akrabasına” sığınma arzusuyla dolar ve silahını indirir.
- İlmek-i Mukadderat: Mahluk, elinde devasa, ucu zehirli ve som altından bir örgü şişi taşır. Bu şiş, sadece eti delmekle kalmaz; isabet ettiği kurbanı “dedikodu ağları” dediğimiz görünmez ve yapışkan ipliklerle bağlar. Bu ağlara dolanan kişi, sadece bedenen değil, ruhuna fısıldanan vesveselerle de felç olur.
- Suret-i Kılıf: Gördüğümüz o ihtişamlı ve korkunç beden —oyalı yazmalı kadın ve mor örümcek gövdesi— aslında bir kukladır. Görümcek, özünde bedensiz bir şer, başka düzlemden gelme bir parazittir. Voli, mahlukun “öldüğü” anda ağzından çıkan kara bir dumanın, sülük misali kaçmaya çalıştığını not etmiştir. Parazit ezilmedikçe, Görümcek asla tam manasıyla yok edilmiş sayılmaz.
- Maden-i Tamah: Yuvası, zifiri karanlık dehlizlerde parlayan altın ağlarla doludur. Bu ağların üzerinde asılı duranlar ise sadece koza haline gelmiş kurbanlar değil; şehirden çalınmış gerdanlıklar, küpeler ve sikkelerdir. Mahluk, insanoğlunun altına olan zaafını bilir ve avlarını bu parıltılı mezarlığa çeker.
