kara KUZGUN PANTHEONU

Evrenin en eski çağlarında, henüz Oro’nun göğü bir lisan ile, toprağı ise bir ses ile yoğrulmamıştı. O vakit her şey, ilkel bir titreme idi — anlamın kabarması, bir kelimenin doğmaya yeltenip hemen utanmasıydı. Ve o ilahi utançtan doğan uğursuz yankılardan biri, doğrudan kuş soyunun üzerine düşmüştür: Gaksoylar. Gaksoy halkı kanat değil, kelimeyle uçardı; fakat konuşmaya şehvetle heves edip susmayı bilmemeleri, onların varoluşsal çöküşüne bir mukaddime oldu. Koloboros’un o kudretli “Ol” nidasını taklit etmeye cüret ettiklerinde, Oro’nun göğü marazi bir sesle çatladı. O çatlağın içinden altı yankı, altı ilah fışkırdı ki, bunlar Gaksoy’un kutsal olduğu kadar lanetli de olan panteonudur. Her biri, büyük bir kırığın, derin bir pişmanlığın ve adi bir hatanın yankısıdır. Fakat en başta, o Kırık Söz’ün tohumu vardı: Karlin-i Evvel.

Karlin, Oro’nun ilk soluğudur. O, Koloboros’un zihninden çıkan ateş engereğinin tıslamasında doğmuş, daha madde var olmadan evvel varlığı titretmiştir. Ne tam bir kuş ne de tam bir tanrıdır; onun sesi kendi bedenidir ve bu beden, yeryüzünde bir dehşet kaynağıdır. Gaksoylar ona “Gırtlakların Anası” der; zira tüm dillerin kökü, onun o ilk, ilkel titremesinden süzülmüştür. Menkıbe der ki, Karlin, Oro’nun göğüne ilk sözü fısıldadığında, bu söz geri dönmüş ve kendi kulağını parçalamıştır. O yara, “sessizlik”tir, Gaksoy’ların ses tellerini kıran kadim marazın ta kendisidir. Bu sebeple Karlin ne konuşur ne susar; yalnızca yankılanır. Gaksoylar her taklitlerinde, onun kulaklarına yeniden dokunur, ona yeni bir acı bahşederler. Sembolü üç kez kırılmış spiral, merkezinde yankı halkasıdır. Alanı; ilksel söz, yankı, doğum öncesi sessizlik ve yasak bilgidir. Zira denilmiştir ki: “Oro’nun ilk kelimesi Karlin’di, ikinci kelimesi ise korkuydu.”.

Karlin’in o kudretli titremesinden doğan ilk ve en acı yankı, Rekketh idi. Karlin’in sesi Oro’nun yerini titrettiğinde, ilk Gaksoy gökten sefaletle düştü — ve o uğursuz düşüşün yankısı Rekketh oldu. Bu ilah, uçmayı değil, o kaçınılmaz düşmeyi öğretir. Onun mabedi göklerde değil, mezar taşlarının altındaki irinli çamurdadır. Her kemik, Rekketh’in yazısıdır; kuşların iskeletinde onun sessiz duaları gizlidir; rüzgâr onlara vurdukça o kadim dua okunur. Gaksoylar öldüklerinde, cesetlerinin başına kanatsız kargalar konar ki, işte onlar Rekketh’in sessiz rahipleridir. Sembolü tek kanadı kopmuş kuş iskeletidir. Alanı; ölüm, düşüş, kader ve kefarettir. Zira denilmiştir ki: “Uçmak Tanrı’nın işidir; düşmek, Tanrı’yı anlamaktır.”

Rekketh’in o nihai düşüşünden doğan kara gölgeye, Oro’nun ay ışığı değdiğinde, Kraas var oldu. O, karanlığın rahminde serpilen dişi yankıdır. Sözün değil, susmanın mabudesi, gölgelerin rahibesi ve gizliliğin ta kendisidir. Her Gaksoy’un kendi gölgesine ihanet etmesi, onun uğursuz hediyesidir; zira Kraas, insanın “kendinden kaçmasının bilgeliği”ni öğretir. Gaksoylar, gece vakti kendi gölgelerini uzun görürlerse dua eder, kısa görürlerse dehşete kapılırlar; çünkü kısa gölge, Kraas’ın o alaycı sesinin yaklaşmakta olduğuna delalettir. Kraas, görünmeyenin sesiyle konuşur; hırsızlar, casuslar ve rüya görenler onun lanetli çocuklarıdır. Sembolü kanat ucuna dolanmış siyah iptir. Alanı; gölge, sır, gizlilik ve unutkanlıktır. Zira denilmiştir ki: “Kraas’ın ışığı yoktur; çünkü ışık bir yalandır.”.