BA’S-I CEHD

GAYRETİN DİRİLTİŞİ

Kabirbazlık ilminin en noksansız garabetlerinden biri Ba’s-ı Cehd’dir. Kabaca tasvir etmemiz icap ederse bu sihir, fani olanın can kudretini aktardığı bir eşya vesilesiyle dirilmesidir. Giderek alem-i maddeden tecrit olması mukadder olan hayatın, bir eşya aracı kılınarak geri alınması ekser ulema için gayrimuntazam ve beklenmedik bir usuldü. Lakin Ba’s-ı Cehd, en ihtiraslı talebenin dahi icrasına teşebbüs edemeyeceği bir lütuftur. Zira bu sihrin ayini neredeyse çeyrek asır sürer.

Ölümlü, bir nesne üzerinde o denli sebatla çalışır ki, gayret cismani bir tılsımla eşyanın üzerine akar. Yaşam kudretimiz olan inci maddenin içine süzülür. Fani, ne kadar inci vücuda getirdiğini ve ne kadarını aktardığını idrak edemeden bunları seneler boyu biriktirir.

​İşte bu amansız ve şuursuz birikimin tabiatı, sihrin tezahürünü de ilimden ziyade tesadüfün ellerine bırakmıştı. Bu sebepten olacak ki bu sihrin mucidi ehemmiyetsiz ve naçiz bir kartograf talebesi olan Sümükelili Temurg’dur. Temurg’un ustasının ömrünü haritaların nakşına verdiği nakledilir, tüm hayatı boyunca gezmiş, gezdikçe haritalamış, haritaladıkça gezmiş. İnandığı ilah Fanusar’a bir ibadetmiş onunkisi. Ömrü sona erdiğinde öte dünyadaki denizleri keşfetmesi gerekirken Temurg ustasının yarım bıraktığı haritaları bulmuş. Çoğunun yanlış çizildiğini tahayyül ettiğinden ki çoğu alim onun bu yaptığına kıskançlık derler; haritaları ateşe vermiş. Ancak bu haritalar ustasının hayatını öyle bir emmiş ki kağıtların üstündeki mürekkep uçuvermiş. Sonra soğumuş ve yoğuşmuş. Ustasının kabrine sızıvermiş. Biz ona Turtemurg deriz, Temurg’un dirilttiği. Şimdi cansız olması gereken bedeni sümükeli bataklıklarında kürek çeker durur. Ta ki incileri tükenene dek…

​Bu vakada kazara da olsa keşfedilen bu kadim ayinin mekaniği, mütalaa edildiğinde aslında karanlık bir tılsım reçetesi gibi işler. Ba’s-ı Cehd’in vücut bulması için dört sarsılmaz rükün bir araya gelmelidir:

  • Evvela, seneler süren takıntılı bir gayretten süzülüp can cevherinin nüfuz ettiği bir nesne.
  • Sahibinin ruhunu yeryüzüne demirleyen, asla hitama ermemiş, noksan bırakılmış işler.
  • Gidenin ardından dirilişi divane gibi arzulayan, hasretle kavrulan bir kalp.
  • Nihayetinde, tüm bu maddiyatı ve maneviyatı birbirine raptedip azat edecek olan o yok edici kataliz’ül sır.

​Ancak bu formülün kuru bir talimattan ibaret olmadığını tarih bizlere acı bir veçheyle kanıtlamıştır. Bu büyü, Oro tarihinde “Musibetlerin Sultanı” olarak nam salmış Hasbentekan tarafından da icra edilmeye teşebbüs edildi. Ne var ki sultanın niyetleri saf bir adanmışlıktan değil, salt kibrinden neşet ettiği için can cevherini Hançurlara aktaramadığı ifşa oldu. İhtirasından aklını yitiren Hasbentekan, kullarına kendi ömürlerini ve emeklerini bir nesneye vakfetmelerini emretti. Saray zabitleri seneler boyu bir vazoya, bir kitaba, bir bahçeye ömürlerini adadılar. Fakat bu gayretlerde zerre kadar ihlas, zerre kadar sahici bir tutku yoktu; kâffesi korkuyla icra edilmiş zoraki mesailerdi. Başkalarının zorla gasp ettiği emeklerinin üstüne konarak, onların sahte incileriyle dirileceğini tevehhüm eden Hasbentekan, o kabirde ebediyen çürümeye mahkûm oldu ve hiçbir vakit dirilemedi. Sonrası bildiğiniz gibi. Zolkar ile yaptığı işbirliği onu utancın yaralı kovanına aldı.

​Tüm bu vakaların ve beyhude çabaların bizlere gösterdiği üzere Ba’s-ı Cehd’in hikmeti, dirilişin kaba bir kelam büyüsüyle değil, ruhun maddeye olan sarsılmaz teslimiyetiyle vuku bulduğunu fısıldar. Cehd ve gayret, kainattaki en kudretli sihirdir; ihlas ise o bağın kopmaz zinciridir. Bir faninin inançla, terle ve aşkla yoğurduğu bir nesne, salt bir madde olmaktan çıkarak onun ruhunun bir cüzü haline gelir. Ba’s-ı Cehd’in hakiki ehemmiyeti işte burada nihan olmuştur: Hakiki diriliş, çürüyen cesedin ayaklanması değil; bedenden taşan gayretin ve noksan kalmış arzuların, ölümden sonra dahi alemde yankılanmaya devam edecek o kudreti bulmasıdır.

/Dialektike-i Mezarat Kulp – 1