ALUDE-İ ŞİRûhun
Sütüne Kan Karışanlar

Kördür şu gözlerim, lakin hakikatin en koyu vechesini sizlerden ziyade görmüştür; imdi sükût eyleyin de kelamıma kulak verin. Haarbova’nın tam kalbinde, arzın derinliklerine doğru tersine uzanan o muazzam dağda, Tırnadoruk çukurunun zifiri rahminde neşet etti yedisi. O karanlık dehlizde, hepimizin ulu mâderi Tırnavüll emzirdi yavrularını. Yedi memesi vardı Tırnavüll’ün ve yedi evladı. Sarkan devasa cüssesinden o tatlı zehri, yani zamanın ta kendisini emerlerdi.
Lakin ilk uyanan Akrebgân oldu; açlığın piri, doymak bilmeyen hırsın atası. Emdiği zaman ona kâfi gelmedi; onun hilkatindeki açlık et içindi, kan içindi. Kabuk bağlamış heyulasının altında keskin kıskaçlarını biledi, devasa haşere bedenini bitimsiz bir tamahtarlıkla yağladı. Nihayet çenesini araladı ve o mukaddes mâderin etine dişlerini geçirdi. Anasının memesini koparıp eti çiğnedi, kanı yuttu. Tırnavüll, acıların en büyüğüyle feryat edip Akrebgân’ı koynundan savurdu. Altı bacağı üzerine düşen açlığın atası, çehresine bulaşan süt ve kanın yansımasına bakıp sordu: “Beni neden böylesi bedbaht ve çirkin yarattın?” Mâderi fısıldadı: “Zira sen aç olansın.”
Gözleri daha fazlasını arzulayan Akrebgân, henüz memede olan kardeşlerine hınçla atıldı. İlk kurbanı, kılıçların ve cengin hakimi Şeila oldu. Akrebgân, Şeila’nın emdiği memeyi de koparıp fırlattı. Zamandan ve sütten mahrum kalan Şeila’nın bedeni, o an salt bir gazaba inkılap etti. Kudurdu cengin hakimi; hıncı Tırnadoruk’u temelinden sarsacak bir kine dönüştü ve ilk savaşın kanlı tohumu o zulmette atıldı.
Tırnavüll’ün cüssesinden süzülen süt ve kan çukura dolarken, gölgelerin ardında Verruhail uyandı usulca. Kavgadan azade, anasının memesine tutunup zevk-i sefa ile emmeye devam etti. Lakin kardeşlerinin savaşı ona can veriyordu; akan kan o tatlı süte karıştıkça, karanlıkta izleyen Verruhail mesrur oldu. Vahşet onun ruhunu doyururken, kardeşlerinin bu ölümcül raksına mütebessim bir çehreyle baktı.
Önde kaçan Akrebgân, ardında kovalayan Şeila ve gölgelerden gülen Verruhail… İşte biz bu üçüne Âlude-i Şirûhun deriz. Sütüne kan bulaşanlar, zamanı kanla içenler ve cihanın başına musibeti musallat edenler.
